|
DENİZDEN KARAYA TUNCAY
TOPÇU’NUN RESİMLERİ
Bedri KARAYAĞMURLAR
Bir uzun yol kaptanı
neden resim yapar?sanatçıların içinde denize tutkun
olanların sayısı oldukça yüksektir. Gaugain ‘i tahitiye
sürükleyen salt ilkel bir yaşam ,uygarlıktan kaçmak değil
belki de okyanus’un sonsuzluk etkisidir.Manet de Monet de
Caspar David Fredrich ‘te hep denizi ve sonsuzlukları
görürüz .Bu nesnel deniz imgeleri daha gerilere gidildiğinde
,Hieronimus Bosch’ta yada taş baskı Avrupa halk
resimlerinde düşsel deniz canavarlarıyla gizemli görünümler
sunarlar .Herman Melvielle ,Jack London ,Halikarnas
balıkçısı ve diğerleriyle deniz,bütün çarpıcılığı gizemiyle
edebiyatın konusudur .şiir hiç çıkmaz denizin maviliğinden .Rimbaud
deniz aşırı serüvenlere çıkmaz mı?ama bütün bunlar denizin
dışından yapılmış gözlemlerin ,deniz suyu sızmış
yaşantıların sanata yansımasıdır.
Sanatın temel sorunları belki hep aynıdır .Özgün olanı
bulmak .Yeni dünyalar yaratmak.sanatçının nerede ve kim
olduğu önemli değildir bu yüzden ama neyi neden yaptığı ve
nasıl yaptığı önemlidir.
Yapılanların anlamdırılmasına sıra geldiğinde
izleyici olarak bizde olanların ,sanatçının yaşantısından
süzülenlerle kurduğu bağ nedeniyle yapıtın yanında
sanatçıyı da merak ederiz,merak edilmeye değer bulmaktır
öncelikli olan,Tuncay Topçu’nun çalışmaları oluşum sürecinde
ilgilenilmeye değer olduğunu kanıtlamıştır.Açtığı ve
katıldığı sergiler ,Devlet Baskı Resim yarışmasında aldığı
ödül dikkate alındığında ,onu ve çalışmalarını anlamaya
çalışmak bizim içinde ilginç olabilir .Tuncay Topçu bir
denizci ,resme denizci olduktan sonra yöneliyor gezip
gördüğü tanıdığı insanlar mı oluşturuyorlar bu ilgiyi ?daha
öncesi var mı ?bu bizim için pek belli olmayan bir durum
olsa da ,önemli olan bu deniz adamının ağaç
baskılar,gravürler resimler çalışması .bir yaratıcı
insan.yaşadıklarını ,ilgilerini denizden karaya
ulaştırmaya çalışan bir sanatçı.Çok renkli tuvalleri ile
Topçu ,bir resim meraklısının sınırlarında geziniyordu .Yer
yer miro’yu ve kandinsky’i çağrıştıran çalışmalarında
çoşkunun ve resim yapma isteğinin her şeyin önünde olduğu
apaçıktı .yüzeyi boyama isteğiyle parçalayan ve ilgiyi zıt
renklerin renklilik değerlerinde arayan birisinin ,resmi
renk boyamak ve yüzey doldurmak olarak algıladığını
düşünüyorsunuz çaresiz .bunu bastırılamayan ve
denetlenemeyen bir anlatma isteği olarak da görebilirsiniz
.sanat anlatma isteğinin denetlenerek özgün biçimlere
dönüştürülmesidir bir bakıma.Buradaki ikilem her sanatçıyı
uğraştırır.Başlangıçtaki bu uçarılık isteğinin
yüksekliğindedir. Denetlenemeyen coşku anlatımın zararına
çalışır.Uzun yıllar içindeki boyama deneyleriyle taşlar
yerine oturmaya başlar .Topçu’da resimde görülen uçarılık
,boyanın akışkanlığına ve albenisine takılma ,baskılarında
yerini gözleme ,tanıklıkların anlatımına bırakır .neredeyse
iki kimlik çıkar karşımıza bu nedenle resimler denizlerin
baskılar karaların simgesidir.Resimler uzun yolculuklarda
yitirilenlerin yakalanması için oluşturulan içsel bir oyunun
parçalarıdır.Resim yüzeyleri kırılan dalgala gibi durmadan
parçalanır.tuvalin korkutucu deniz yüzü rengarenk bölünerek
oluşturulan adalarda karalara olta atılır.Yaratma isteği bir
bakıma kendini anlatma isteğinin
biçimlenmesidir.Gerçeklikten de olsa yola çıksa bütün
yapıtların arka yapısında değişik nedenlerle oluşan kendini
oluşturma ,açığa çıkarma ,kanıtlama ,tutunma istekleri
biçimlenir .bu nedenle sanatçılar olanaklarıyla sınırlı bir
dünyada durmadan kendilerini anlatırlar gerçekte.Topçu’nun
resimlerinde de denizde yaşamanın oluşturduğu gözlem ve
duyarlılıklar anlatırlar.içgüdüsel geometrik soyutlardan
soyutlamalara dek değişik anlatım biçimlerinin durmadan
yer değiştirerek oluşturdukları bu serüvende resim bir
boyama etkinliğiyle birlikte değişik sembollere dönüşen
biçimlerin kaosunu dışlaştırır.rastlantı ve zorunluluk
ilişkileri kurulmadan oluşturulan düzen salt sezgiselliği
öne alması nedeniyle kendi tuzaklarını da hazırlar.Plastik
dilin yapısını bilerek kullanana ,anlatımdaki özgünlüğün ve
sahiciliğin göstergesidir oysa .Dilsel göstergelerin
rastlantısal kullanımı ne denli içtenlikle ilgiliymiş gibi
algılansa da hevesin sınırlarına takılır. Topçu’nun renk
seçiminde mavi turuncu ilişkisini ısrarla kullanması bize
içgüdüsel yönelişin bir başka alanını veriyor.Günbatımı
deniz görünümlerinin bütün insanların ilgisini çektiği
bilinir .Bulutlarda oluşan sıcak menevişler güzel bir yaz
akşamının habercisi olduğundandır belki bu ilgi.renkliliğin
çekici ve kolay algılanır bir kontrastlıkta ele alınması da
bize biçimler konusundaki sezgisel yönelişin bir parçası
gibi görünüyor.Bir denizci belki en çok bu renkleri
görüyordur .Sürekli ufuklara bakmanın oluşturduğu içsel bir
ilgi de olabilir bu.Ama biçimlendirmenin kendine has
kaynaklarından uzaklaşmasının göstergesi de
sayılabilir.Tuncay Topçu biçimden renge resmini yeniden ele
alma yürekliliğinin gösterebilirse ,denizde geçen zamanın
değerlendirilmesinin ötesine geçer kanısındayız.Özellikle
baskılarındaki tematik yaklaşımın ,buna bağlı olarak ortaya
çıkan düzen ve biçim endişesinin oluşturduğu sonuçların
tutarlı olduğu göz önüne alınırsa ,bunu başarabileceğini
bekleyebiliriz.Birçok ülkeyi görme değişik kültürleri tanıma
şansı olan birisi için resmi bu görsel varsıllığa
dayandırmak yeni çıkış yollarını bulmakla pusulu olabilir.
22 Kasım 2002 İzmir

Figürden abstraktsiyona
geçişte çözüm bekleyen mekan sorunu:
TUNCAY TOPCU’NUN BİR BEDENE
KAVUŞMAKTAN KAÇINAN RESİMLERİ
Ziya GÜREL
Birkaç yıl önce
Topcu’nun ,wax,linol,ağaç baskı teknikleriyle ‘collograph’
diye adlandırdığı ,maket kartonunu oyarak oluşturduğu
kalıplarla çoğalttığı resimlerini görmüştüm .Özellikle ağaç
baskılarının bende bıraktığı izlenim şuydu :sanki bir petek
göz, ışığın yansıttığı tonları ayıklayıp bakışın yöneldiği
nesnel çevreyi duyarlı bir odaklamaya özümseyerek kavramaya
çabalıyordu .ahşap yüzeyin doğal dokusu ,konu olan figürün
derin derin soluk alıp vereceği uzamı vurgulamakta yardımcı
oluyordu ..genellikle çok az renk çeşidine sığınarak elde
ettiği sıcak tonlardan gittikçe uzaklaşmakla yaratığı mekan
kurgusu ,bütünde ,figürle birlikte dikey ve yatay elemanları
öne çıkaran ,bildiğimiz yerleştirme yöntemi idi .aynı
sergide yer alan ,okul döneminde çalıştığı dört pentür
örneği ,gerek boya tabakalarının yarattığı doku etkisi ile
,gerekse renkler arasındaki yumuşak geçişlere karsın yinede
iyice belirgin olan sınırlamalara Tuncay Topcu’nun baskı
tekniklerine nasıl yöneldiğini anlatıyordu.Figür resimdeki
soyutlamaların çok gerilimli bir genelleme düşüncesine
dayanmadıkça yapıtı özgünlüğe ulaştıramadığını biliyoruz .Abstrakt
sanatta da sanatta da böyle bir düşünsel yoğunluk kitlenin
yada çizginin simgesel anlatımlardan arınması için en
güvenli temeldir ..Tuncay Topcu’nun Kare Sanat galerisinde
izlediğimiz son çalışmaları ,iki ayrı yaklaşımı aynı soyut
düşünce çerçevesinde kucaklama isteğinin göstergeleri..iki
perdelik bir pantomime de benzetebiliriz bu sunuşu ..İlk
perdede bir iç mekanda tek başınalık duygusu ,önemli akıp
giden zamanın içinde yitiren şeyler ;organizmamızın bir
parçasına dönüşen hücreoda …ikinci perdede ise gökkubbenin
altındaki tüm oylumu dolduran nesne ve aygıtlardan oluşmuş
gürültü ama ne taşıdığını hiç merak etmediğimiz bir dolaşım
mekanizması …Bu gürültü öylesine kuşatıcı ki artık
sorunlarının ya da yeniden düzenlemenin gereği kalmamış
.çünkü yok olmuşuz .soyutlamanın bir bölümünün Miro
çağrışımı uyandırmasının nedeni ,tuvalin dokusunu yer yer
gösterecek denli yalınkat kapatan tek renkli bir yüzey
üstüne çalışılması .Miro’nun şen şakrak ,cıvıltılı devinimi
yerine ,Tuncay ‘ın resimlerinde ritmik bağlı sayılan
isteksiz uzanışlarla kitlelerin üstüne sinen ağır bir
terkedilmiş duygusu geçmiş ,bu resimlerde bir mekansızlık
söz konusu .Büyük bir tüketici kalabalık olan biz Dünyaların
atıkları da olabilir bu nesneler ,artık adım başında
ayaklarımıza takılan ,toprağı gittikçe kaplayan şeyler
işte..bugün hiç düşünmeden kullandığımız ,gündelik yaşamda
adeta bedenimizin bir organı saydığımız teknolojik
kolaylıkların tutsağı değil miyiz ?havanın toprağın ve
suyun oluşturduğu doğayı bir solukta ,sevgili bir bakışta
içimize sindireceğimiz yerde dev bir iç organa (internal)dönüşen
isteklerimizin resimlerine gelince :okşayıcı esintilerin
,değişik iklim ve coğrafyaların içinde insani bir ‘’leitmotive’’olarak
ele almış figür ressamı Tuncay ‘ın yerini doğa parçası
içinde beliren ,sonsuzca büyümesi yüzünden atmosfer
katmanlarını zorlayan ‘’yaşantı ‘’dediğimiz o devasa
organizmaya sorgulayan bir genellemeci alıyor.Artık açık
denizde yol alan gezgin ruhlu iki insan figürü anılarla
kalmış güzel paylaşımın silik birer izi gibi.Sözünü bu
ikinci tür soyutlamalarda anımsayan ;daha önce varolan o dış
çevrenin özleminden çok ,bir zamanlar oralarda idik
söylemi egemen ..mekan kendiliğinden ayak bastığımız
şimdiki zamandan uzaklaşmış ..resim elemanları ,hiçbir
parçasının aksatmadan yerine getirdiği işlevleri ile
iletişimi ,zamanlaması kesintiye uğramayan kurguyu bir
bütünlüğe kavuşturmaya yöneliyor;işte bu uzaklaşan
‘’oraların’’tam ortasına yerleştiriyor .burada da değiliz
bundan böyle…John Donne ‘ın erken dönem baştan çıkarma
şiirlerinde seslendiği gibi,yönelişlerimizin kopyalanmış bir
modele dayanması yersiz –yurtsuz koymuyor;birer hiçbir yerin
insanı’na dönüştürüyor:
Sırf öğrenip
,sonra unutmak için mi
Bir zamanlar kafa
yorduğumuz ?
Yoksa zevk mi
alır?
Bir kenara
atmaktan amacımızı gururumuzu ?
Yalnız bunu
niyetlerse dostluğumuz ,
Zaman özlemimiz
zevk değil ,güç sorunu,
Düşüncede
hapsolur mutluluğumuz ,
Çiçeğe
sahip olmayı sever ,ama koklamayız onu.

ÖZGÖNDERGELİLİK VE LİRİK
GÖRÜNÜRLERİ
Yıldız ERSAĞDIÇ
Lirik soyutlamacı bir edimin renksel ipuçlarıyla dolu olan
yüzey ,varlık katmanlarını espastan yana kullanırken ,bir
yandan da devingenliği elden bırakmayan çizgi ve lekenin
uzlaşmaz arayışıyla bizi boz-yap ‘larda bileşik puzzle ‘sı
bir estetiğe doğru sürükler.ışıksal alanların önemiyle
beraber ,bir kez daha ortaya çıkan renksel boyut ,tanımsız
ikonografik çözümlemelere gebedir.şüphesiz bunlar sanatçının
bilinçaltındaki ansal izlenimlerden doğan ve kendinden başka
öncülü olmayan ,bireysel itki kökenli
sorgulamalardır.uzamsal boyutuyla boşlukta yapılanan
varlıksal renkler ,figürsel bir estetikte pozlar sunarken
,bir yandan da çizgi ve ışığın yerleşik efektleri ile düşsel
bir espasın kapılarını aralar.yalnızlık kokan bir ütopyanın
düşsel kahramanları olarak açılımlanan bu renk görünümleri
birebir karşılıklarını bulamayacağımız psişik bir duyumsama
ile algılanır.devingenliği hayli yüksek bir çizgi ritmi
lekenin varlıksal alanını tayin ederken ,zaman zamanda onu
espasa armağan eden bir leke yitimi yaşatır yüzeyde .işte
yapıt genelinde tüm bu medcezirimsi yörünge ,sunulan ve
geriye çekilen önerilen ya da unutulan yer yer çatışmalı
,hareketli bir kurgunun temelini oluşturur.Eş anlamlı bir
kurgu anlayışının olmadığı yüzey ,epistotlarla örülmüş
farklı zaman dilimlerinde yapılanır .bilinç ve bilinç
dışının sınırlarında kurulan bu izole edilmiş ütopik
dünyada ,önerilen sadece bireysel tercihler ve bir an’a
ilişkin izleklerdir.son ile sonsuzluk ,şu an ile geçmiş
,soyut hikayelerin aracılık ettiği bir denge ile kurulurken
,artık renksel çatışma ve uzlaşmalar diyalogdan ziyade
içinde ben’i de barındıran belgesel bir sessizlik içindedir
.Hatta rastlantı olarak görülebilecek pek çok ifade bile bu
sessizliğin tercih edilmiş parçalarıdır.kendi dışında başka
bir söylem boyutunu kabul etmemenin garip ama belki de bir o
kadar özgün ve kararlı tavrında biçimsel bir tutarlılıktan
mümkün olacaktır.Her türlü düzen düşüncesinin baltalandığı
otomotizmle güdülenen TUNCAY TOPCU’nun resimlerinde
tutkuyla karışık lirik bir trajedi yaşanır .bu yaşanan bu
logosferi bozan ve temsili mesafe getiren bir yaklaşım
sergilenir.Hatta bilineni bilinmez kılma çabasıyla içsel bir
dünyaya dair.yanılsamaya yenik düşmeyen yeni bir bilinen
sentezin ,ki ,tam bu noktada Mark Rothko’nun vurgusuna
başvurmak yerinde olacaktır .Resimlerimi birer dram olarak
düşünürüm (..)Ne olaylar ne de oyuncular önceden tahmin
edilebilir.Bilinmeyen bir uzamda bilinmeyen bir serüven
olarak başlarlar.Tamamlandıkları anda bir tanıma ışıması
olur,şimşek aydınlığında bir tanıma ,işte o zaman resmin
amaçlanan işlev ve niceliğe ulaştığı sezilir .başlangıçtaki
fikirler ve planlar ,birer çıkış kapısıdır sadece:Fikirlerin
ve planların dünyasından çıkmamızı sağlayan kapılar.Artık
varlık gerekçesini kendi içinde oluşturan bu resimler
,kendinden başka kavranabilir kodları olmamasına rağmen
,izleyene yeni bir alımlama estetiği sunarlar .sonuçta
lirik soyutlamacı yaklaşımı benimseyen Tuncay Topcu’nun
resimlerinde ,yapıt ile izleyen arasındaki bu mesafeli
duruş,izleyenin lehine ,öznel çıkışlı alternatif okumalarla
kırılabilecektir.Modüler bir yapıda kurulumlanan ve her
yeni kurulumda farklı modüler varyasyonlar sunan ,böylesi
resimlerin gelecekteki serüvenini ,hiç şüphesiz ,yapıtı
rastlantısallıktan kurtaran ,özerk ve zorunlu bir imge
arayışını öngören ,yeni açılımlar oluşturacaktır. |